“Berna Geri Döndü…”

 

İlk romanı Kapalı Çarşı Cinayeti’yle polisiye dünyasında yeni bir sayfa açan, Türkiye’nin sayılı kadın polisiye roman yazarlarından, Cadıbostanı Cinayeti’nin yazarı Esra Türkekul’la polisiye edebiyat, son kitabı ve kahramanı Berna hakkında keyifli bir söyleşi yaptık.

 

Biz Esra Türkekul’u tanıyoruz ancak kitaplarıyla yeni tanışacaklar için sormak istiyoruz, kimdir Esra Türkekul? Yazarlığı dışında neler yapar?
Endüstri Mühendisiyim. Uzun yıllar finans sektöründe çalıştım. 2010 yılından beri ana uğraşım yazmak.

Sayılı kadın polisiye yazarlarından birisiniz. Edebiyatın bu alanına nasıl yöneldiniz?
Okur olarak polisiyeyi çok seviyorum. O yüzden bu türde yazmaya heves ettim. Dar anlamda, ingilizcede mystery ya da detective story denen türün karşılığı olarak kullanıyorum. Bu türdeki düzen ve tamamlanmışlık hissi bana çok hitap ediyor. Akıl yürütmenin, eleştirel düşüncenin geçer akçe olması, ayrıntıların birleşip en sonunda anlamlı bir bütün oluşturması bana iyi geliyor.

Türkiye’de kadın olmak zor peki, kadın polisiye yazarı olmak da zor mu? Türk polisiyesinde erkek egemen bir yapılanma var mı sizce
Yazmak tamamen ve saf bir biçimde bireysel bir uğraş. Çok az malzeme/araç lazım yazmak için. Para, yatırım gerektirmiyor. Bir ekip kurmadan, kimseye bağımlı olmadan yapılabiliyor. Bu yüzden de, örneğin sinema gibi kolektif olarak yapılması gereken bir iş olmadığı için toplumsal baskı mekanizmalarının erişiminin dışında kalabiliyor. Tabii ki kişinin özel hayatında da baskı ve istismar olabilir. Bu ayrı.

Türkiye’de polisiye camiasında erkek egemen, cinsiyet ya da başka bir başlık üzerinden ayrımcılık yapan bir yapılanma yok. Tam tersine, benim şu ana kadar gördüğüm yazar, eleştirmen ve okur cephelerinin üçü de yapıcı ve destekleyici. 221B Dergisi de polisiye camiasının dayanışmasının ürünü olarak bu olumlu ortamın bir göstergesi bence. Bu açıdan çok mutluyum.

Berna karakteriyle Kapalıçarşı Cinayeti romanınızda tanıştık. Kimilerine itici geldi kimisi “bizden” dedi. Bana göre de Berna, birçok polisiye roman kahramanı gibi uçlarda değil, aksine çok içimizden. Berna’yı kurgularken model aldığınız biri oldu mu?
Ufacık birkaç istisna dışında kitaplarım da hiç bir kahramanı ya da olayı yaşadıklarımdan, gördüklerimden birebir almıyorum. Burada bana cazip gelen gerçekliği, yaşadığım faal deneyimleri, gözlemlerimi önce içselleştirmek, özümsemek daha sonrada kitabın dünyasına uygun olarak tahayyül etmek ve yeniden üretmek. Bu şekilde yazmasam doğrudan blog yazar ve sonuna kadar ham gözlemlerimi, anlık fikirlerimi paylaşırdım. Ben kurgusal bir dünya yaratmayı tercih ediyorum şimdilik.

Berna biraz depresif biraz da bencil sanki. Ama eğlenceli de aynı zamanda. Siz Berna’yı seviyor musunuz?
Berna’yla empati kurmak için çok kafa patlatsam da ona karşı müthiş güçlü duygularım yok ama onu seviyorum diyebilirim. Kusurları benim tahammül edebileceğimden fazla değil. Kimse dört dörtlük değil zaten.

Kapalıçarşı Cinayeti’nde Berna’yla birlikte İstanbul’un turistik mekânlarını dolaşıyoruz. Cadıbostanı Cinayeti de Caddebostan ve civarında geçiyor. Kitapları yazarken keşif gezilerine çıkıyor musunuz?
Çıkıyorum. Benim için yazacağım şeyin içime sinmesi, yazma aşamasına gelene kadar kafamda pişmesi çok önemli. Bunun bir parçası da dolaşıp gözlem yapmak.

Cadıbostanı Cinayeti Kapak1747 ve sonrasında şimdinin Caddebostan’ının o dönemde sık korularla kaplı bostanlardan oluştuğunu, denize bakan kısmının korsan yatağı olduğunu, avcıların bile çekinerek dolaştığı bu yere halkın Cadıbostanı dediğini okumuştum. Dönemin Cadıbostanı ile günümüzün Caddebostan’ı tabii ki çok farklı. Ancak kriminal bir hikâyede mekân olarak kullanmak geçmişe biraz da atıf gibi sanki.
Evet, isimde buna atıf var. Gene de okuyucuları yanıltmak istemem. Kitap bu değişimin tarihsel gelişimini merkeze almıyor. Sadece günümüzdeki kentsel dönüşümle bir paralellik kuruyor ve bunun şu anda Caddebostan’da yaşayanlara verdiği hislere ve nasıl tezahür ettiğine kısmen değiniyor.

Berna, ilk kitapta zorunlu katıldığı kriminal dünyaya bu kez büyük bir hevesle giriyor. Yoksa amatör detektif Berna, profesyonelliğe doğru mu gidiyor?
Berna’yı profesyonelliğe kaydırmada isteksizim. Üçüncü macerasını yazmayı başarırsam, ondan sonra oturup yeniden değerlendireceğim.

Kapalıçarşı Cinayeti ile Cadıbostanı Cinayeti arasında üç yıl var. Neden bu kadar beklediniz?
Beklemedim aslında, ancak yapabildim. Benim için oturup yazmaktan çok daha zoru ne yazacağıma karar vermek. Uzun uzun düşünmeden, kafamda bazı fikirler demlenmeden yazamıyorum. Evet, düzenli olarak her gün masa başına oturup yazmak çok çekici ama bu ritim bana uymuyor. Yazmak benim için pek çok şeyin yansıra aklıma gelen bir sürü fikir arasından bir eleme yapmak olduğu için yazmadan geçirdiğim günlere ihtiyaç duyuyorum. Yoksa bu pişme süreci olmadan yazdıklarım beni tatmin etmiyor ve yanlış yola kaydığımı hissedersem sonradan düzeltmek daha da zor oluyor. Gene de kitabımın üzerinden üç dört kez yeniden geçiyorum.

Berna’yı sinema perdesinde de görmek isteriz. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyoruz. Bu tür bir çalışma var mı?
Bunu istemenize çok sevindim. Ben de isterdim ama şu anda kitaplarım sinemaya nasıl aktarılır ya da aktarılsa “tutar” mı inanın hiç bilmiyorum.

Takip ettiğiniz polisiye diziler var mı?
O kadar çok yabancı dizi izledim ki… Şu anda Mentalist’i izliyorum. Bundan sonra aklımda Agatha Christie’nin On Küçük Zenci kitabından uyarlanan, And Then There Were None (2015) mini dizisini ve Ruth Rendell’den uyarlanan Ruth Rendell Mysteries’i izlemek var.

Peki, Esra Türkekul ne tür kitaplar okumayı sever? En beğendiği yazarlar kimlerdir?
Sevdiğim yazarlar da çok sayıda… Aşırı sadeleştirince en sevdiklerim Dostoyevski, Tolstoy, Irvin Yalom ve Ruth Rendell.

Berna’nın yeni maceralarını okumaya devam edecek miyiz?
Evet, umarım. Berna’nın üçüncü macerasına kafa yoruyorum şu anda.

Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.