J.R.R. Tolkien: ‘Kitaplarımı film yapmak mı? Odyssey’i film yapmak bile daha kolaydır’

Bu görüşme ilk olarak 22 Mart 1968’de The Telegraph dergisinde yayınlanmıştır.

“Örümcekler,” diye başlıyor Tolkien, elindeki piposunu tutarken gösterdiği aynı sevgiyle söylüyor bu sözü, “kuzey hayal gücünün önemli korku öğelerindendir.” Şu anda 76 yaşında olan Profesör, The Hobbit’in ve modern yayıncılık tarihindeki en yavaş ilerleyen ve en çok satan Yüzüklerin Efendisi adlı kitapların yazarı. Bilimsel olarak heybesinde bulunan ejderhalar ve diğer korkunç varlık hakkında konuşma niyetindeydi.

İnsan yiyen, örümceğe benzeyen yaratımlarından birisi olan yaratıklarından bahsederken şunu dile getirdi: “Dişi yaratık, eril versiyonundan kesinlikle daha öldürücü değil, ama daha farklı. Emen, boğan ve tuzağa düşüren bir yaratık o.”

Oxford’dan emekli olmuş bir filolog ve kendi dünyasıyla ilgili materyallerini kanıta dayalı olarak yaratmaya alışmış olan Profesör Tolkien için, her şey, fantezi de bile özel olmalı. Harikulade şeylerin var olduğu dünyasında, avına yaklaşan bir avcı kesinliğiyle ilerliyor. Cücelerinin detaylı aile ağaçları var. Elflerinin, dikkatli bir şekilde oluşturulmuş dilleri var. Büyücüleri, birliklerinin kurallarına göre hareket ediyorlar. Ve karakterleri arasında en ünlüleri olan hobbitleri ise farklı bir şekilde hayal gücünden uzak bir ırk – yemeyi seven, hediye veren, evlerinden gurur duyan, göbekli ve aynı zamanda köşe başında gazete satan birisi kadar inanılır bir ırk.

John Ronal Reuel Tolkien, sizi kütüphane görevi gören sıkış tepiş garaja götürdüğünde, Yüzüklerin Efendisi’nin üç boyutlu doğum evrenine, yani Orta-dünya’nın büyüsüne ve efsanesine götürüyor. Bu garaj da öyle bir dünya abidesi değil. Profesör’ün kendi eviyle yandaki evin arasına sıkışmış olan sıradan bir Oxford varoşlarında yer alan bu garaj, sıradan küçük bir oda gibi; kâğıtlar ve bahçe sandalyeleriyle dolu.

Kendisini “tıknaz” olarak ifade eden Tolkien’in gri gözleri, esmer teni, gri saçları ve hızlı kararlı bir söylemi var. 50 yıl kadar önce, iyilikçi bir taşra beyi modeli olabilirmiş. Herhangi bir hobbit bu adama güvenebilir, herhangi bir ejderha bu adamın karşısında sinebilir ve herhangi bir elf bu adamı arkadaşı olarak adlandırabilir. Çaba sarf etmeden, sizi – ki cazibesi de burada – kendisine hayran olduğu kadar sizi de kendisine hayran olmaya zorlayabilir.

Küçük ancak amansız Yüzük karşıtı grup için – ki bazıları Tolkien’in yazılarında düşmanca anlamlar çıkarabilir – Tolkien’in coşkusu muhtemelen bir sinirlendirici bir etken oluşturabilir. Öte yanda, bu durum, sadık olanlar için, Tolkien’in muhteşem kült-kahramanına dönüşmesine olanak tanıyor.

Tolkien kültçüleri, her ne kadar ezici bir çoğunlukla akademik ve aydın kişiler de olsa, tam olarak böyle değiller. Ev hanımları ona Winnipeg’den, bilim adamları Woomera’dan ve pop sanatçıları Las Vegas’tan yazıyor. Reklamcılar onu Londra’nın barlarında tartışıyorlar. Almanlar, İspanyollar, Portekizliler, Polonyalılar, Japonlar, İsrailliler, İsveçliler, Hollandalılar ve Danimarkalılar onu kendi dillerinde okuyorlar.

Tolkien, aynı zamanda, San Francisco’dan İstanbul’a ve Nepal’e kadar eserlerini taşıyan hippiler için bir uyuşturucu görevi görüyor.

Kitaplarında, 20. yüzyıldaki yazılan herhangi bir kurguyu, ticari olarak başarılı kılacak sapıklığa, küfürlü kelimelere, homoseksüelliğe ve sadizme yer vermemesine rağmen, Profesör ve yayınlarına bağlı olan kişiler Orta-dünya sokaklarının altınla kaplandığını keşfettiler.

“Hiçbir zaman maddi bir başarı beklemedim,” diyor Tolkien, konuşurken sürekli yaptığı gibi odayı adımlarken. “Aslında, otuzlu yıllarda Hobbit’i yazdığım zamanda, ticari bir baskı yapacağımı bile düşünmemiştim.”

“Her şey, az da olsa ekstra para kazanabilmek için sınav kâğıtları okumaya karar verdiğim zaman başladı. Bu, tam bir ıstıraptı. Az ödeme alan bir profesörün trajedilerinden birisi de bayağı işler yapmak zorunda kalmasıdır. Kendisinden, belirli bir statüde olması ve çocuklarını iyi bir okula göndermesi beklenir. Şey, bir gün karşıma boş bir sınav kâğıdı çıktı ve üzerine bir şeyler karaladım. ‘In a hole in the ground there lived a hobbit.’(Topraktaki bir kovukta bir hobbit yaşardı.)

“Bu yaratıklarla ilgili bundan başka bir şey bilmiyordum ve bu durum, hikâye oluşmadan yıllar önceydi. Kelimenin nereden geldiğini bilmiyorum. Bazen, aklından geçen şeyleri yakalayamazsın. Sinclair Lewis’in Babbitt’i ile bir bağlantısı olabilir. Bazı insanların düşündüğü gibi kesinlikle ‘rabbit’ kelimesi ile bağlantılı değil. Sinclair Lewis’te de, hobbitlerde olduğu gibi bir kendini beğenmişlik var. Onun dünyası da aynı sınırlı yerden ibaret.” (ÇN: Sinclair Lewis, Edebiyattan Nobel Ödülü alan ilk Amerikalı yazar.)

Profesör Tolkien, hobbitlerin sınırlı dünyasından bahsederken, aslında, rahat evlerini zemine inşa ettikleri, evlerini yuvarlak kapılarla ve pencerelerle donattıkları, eşyalarını uysallıkla izledikleri ve aile ağaçlarını çalıştıkları, küçük mekânları olan Shire’a atıfta bulunuyordu. Shire’lı Bilbo Baggins’in beklenmedik bir şekilde kendisi maceraya atılırken bulduğu Orta-Dünya’nın geri kalanı ise bataklık, dağlar, dehşet ve güzellikle dolu sınırsız bir ufuktu.

Tolkien, Oxford’dan birkaç arkadaşına Hobbit’i okuttu. İçlerinden bir tanesi, bir özel öğretmen, Susan Dagnell adında bir öğrencisine kitabı ödünç verdi. Bir süre sonra, Bayan Dagnell ‘Allen & Unwin’ adındaki yayıncı kuruluşa katıldığı zaman, kitabın bir ‘çocuk kitabı’ olarak etiketlenmesini önerdi. (ÇN: Allen & Unwin, Tolkien’in kitaplarını basan Avustralyalı bir yayın kuruluşu.) Sir Stanley Unwin, daha sonrasında, o zamanlarda on yaşında olan oğlu Rayner’a kitabı okumasını söylemiş. (“Ona bir şilin vermiştim kitabı okuması için” diye hatırlıyor Sir Stanley.)

Her ne kadar Hobbit, kontrolden çıkmış bir bestseller kitap olmasa da, okuyucular Orta-Dünya’nın cazibesine kapılmışlardı ve Allen & Unwin bir devam kitabı istedi. Bunun üzerine, Tolkien’in 1916 yılında başlamış olduğu, elflerin ve insanların başlangıcındaki sis perdesini konu alan efsanesini, yani Silmarillion’u önerdi. Kitap, Musuem Street’te çok karanlık ve Celtic olduğu için reddedildi. “Haklılardı,” diye hatırlıyor Tolkien. Şu anda, eseri gözden geçiriyor. (ÇN: Museum Street, Londra’nın en önemli entelektüel bölgelerinden birisiydi zamanında. Sokaktaki kafeler ve kitapçılar, o dönemdeki edebi çevrenin oldukça fazla ilgisini çekiyordu.)

Yüzüklerin Efendisi kitaplarının ilk baskısı

Tolkien, Orta-dünya deyimiyle, ondan sonraki olayları anlatan Yüzüklerin Efendisi’ni yazmaya başlamıştı. Şimdi ise, Silmarillion reddedilince, Bilbo’nun yeğeni Frodo’nun ve ulu bir büyücü olan Gandalf’ın başarılarını konu alan seriye geri dönmüş durumda. Sonraki 14 sene içerisinde, büyük elyazması yavaş yavaş şimdiki şeklini aldı.

İlk iki cildi 1954 yılında bastıktan sonra, rakipleri tarafından çılgın olarak adlandırılan Sir Stanley Unwin şunları söylemiş: “El yazması geldiğinde, Japonya’daydım. Rayner, bunun büyük bir risk gibi geldiğini söyledi. Her cildin bir gine (20 şilin) fiyatında ve üç cilt halinde basılması gerekiyor ki bu fiyat, zamanında bir bestseller için verilen fiyat 18 şilindi. Ama Rayner şunu da ekledi, ‘Tabii,   bu bir dâhinin işi.’ Ben de ona, işi yapması için hemen bir telgraf çektim.

“63 yılda çıkarttığım tüm kitaplar arasında, ben ayrıldıktan sonra bile, iyi satmaya devam edeceğini güvenle söyleyebileceğimi çok az kitap var. Bundan ise hiçbir şüphem yoktu.”

Tolkien’in yaratıcı doğa tasvirleri, dil yaratma yatkınlığından doğdu. “Dil yaratan herhangi bir kimse,” diyor Tolkien, “dilin gelişebileceği uygun bir mesken ve hikâye gerektirdiğini keşfeder. Gerçek bir dil, elbette icat edilmez. Bu doğal bir şeydi. Konuşarak büyüdüğünüz dile ‘ana diliniz’ demek yanlıştır. Çünkü ana diliniz değildir. O sizin ilk öğrendiğiniz dilinizdir. Bu bir yan ürün gibidir aslında.”

Tolkien’in Orta-dünyası, insanlarıyla, tarihiyle, dilleriyle mantık olarak ve ruhen kuzey-doğru Avrupa’ya karşılık geliyor. Bu dünya, ‘oliphaunt’ adı verilen yaratıklara binen koyu tenli insanları içerdiği güneye doğru ilerlerken, aynı zamanda da “yaklaşık olarak Balkanlara denk gelen” kötü ruhlu Mordor’a doğru doğuya genişliyor.

Tolkien’in dostu ve yazar, C. S. Lewis, Yüzüklerin Efendisi’nin gelişmesinde oldukça büyük bir paya sahipti ve bu konudaki görüşlerini dile getirmekten kaçınmazdı. “Bölümleri bitirdikçe, yazdıklarımı yüksek sesle okumamda ısrar ederdi ve sonrasında bazı önerilerde bulunurdu. Kabul etmediğim zamanlarda ise sinirlenirdi. Bir keresinde, ‘Seni etkilemeye çalışmanın bir yolu yok, sen etkilenemezsin!’ demişti. Ama bu tam olarak doğru değil. Ne zaman, ‘Bundan daha iyisini yapabilirsin. Daha iyisi, Tolkien, lütfen!’ derse, denerdim.”

Profesör Tolkien, 4200 sayfalık orijinal daktilo yazmasını Milwaukee, Wisconsin’deki Marquette Üniversitesine sattı: “Bu evi almak için para çok fazla ihtiyacım vardı.”

Tolkien, Güney Afrika, Bloemfontein’da doğdu. “İngiltere’ye geldiğimde, üç yaşımdaydım,” diyor. “Bildiğim kuru ve boş yerlerden sonra, bir şekilde, İngiliz çiçeklerinin ve çimenlerin tadını çıkarmak için bir nevi eğitilmiştim. İngiltere’ye geldiğimde, sanki eve gelmişim gibi bir his vardı içimde.Hobbit olayı ise, 12 yaşımda, yetim kaldığım zaman sona eren çocukluğuma bir özlem olarak ortaya çıktı.”

Birmingham eteklerindeki Sarehole, Shire için bir rol model oldu.

“Çocukken, her zaman dil icat ediyordum. Ama bu haşarı bir şeydi. Fakir çocukların burs almaya odaklanması gerekiyordu. Latince ve Yunanca çalışıyor olmam gerekirken, ben Gal ve İngiliz dillerini inceliyordum. İngilizce çalışıyor olmam gerekirken de, Fin diliyle karşılaştım. Her zaman, elimdeki işi yapma konusunda beceriksiz olmuşumdur.”

Birmingham’deki King Edward VI Okulu’nda burslu öğrenci oldu ve daha sonrasında da Oxford’a gitti. Somme Nehri’ndeki Lancashire ile birlikte, bakımsız ve yanıp kül olmuş manzarayla karşılaştı ve burada tanık olduklarının çoğunu da Yüzüklerin Efendisi’nde görebiliyoruz. Takip eden yıllar, başta Leeds Üniversitesi’nde daha sonra da Oxford Üniversitesi’nde elde etiği akademik başarılarla geçti. Ama akademik hayatına paralel olarak, periler dünyasına olan ilgisi de buradaki başarılarıyla aynı seviyede ilerledi.

Tolkien için, bu dünya, güzellik, tehlike, mutluluk ve üzüntüyle dolu zengin ve harikulade bir dünyaydı – parçalanmaması gereken ve kendisi için keyif alınacak bir dünya.

Bunun bir sonucu olarak, kitaba herhangi bir anlam yüklemeye çalışan istekli öğrenciye de karşı çıkıyor. “Kitap,” diye başlıyor Tolkien, “kendisi dışında bir şeyle ilgili değil. Herhangi bir mecazi niyeti yok, ahlaki, dini ya da politik bir mesaj da içermiyor. Modern savaşlarla ya da Hidrojen bombasıyla alakalı değil ve kitabın kötü adamı Hitler değil.”

Peri masalları, efsanevi zamanlara ve yerlere kısıtlanmalı mı yoksa modern ortamlarda mı resmedilmeli? “Edilemezler,” diyor Tolkien, “eğer modern teknolojik bir deyim olarak kullanmayı düşünmüyorsanız. Okuyucu, Periler dünyasına, kendiliğinden bir inançsızlıkla yaklaşmalı. Eğer teknoloji ile kontrol edilebilen bir şeyse, büyülü bir şey olmayı bırakır.”

Tolkien, peri masallarının, yüzyıllar boyunca, çok küçük çocukların seviyesine inene kadar alçaltılmasını esefle karşılıyor. En önemlisi de, verdiği dersi sevmiyor: “Küçük bir çocukken, Hans Andersen’e katlanamazdım ve hala da katlanamıyorum.”

Tolkien bu konudan bahsederken şöyle yazmıştı: “Çocukluğa hissedilen hassaslık çağı, çocukların zihnine ve ihtiyaçlarına göre adapte edilmiş versiyonlar haline getirilerek tüyler ürpertici şekilde olgunlaşmamış hikâyeler ortaya çıkardı. Kopyalar, çoğunlukla saçma, dayatmacı ya da hikâyedeki yetişkinlere bıyık altında kıs kıs gülme üzerine dayalı hikâyelerdi.”

Röportajda ise şöyle dedi: “İnanılır peri hikâyeleri yoğun bir şekilde pratik olmalı. Ne kadar kabataslak da olsa, bir haritanın olması gerekir. Yoksa, ortalıkta boş boş gezersin. Yüzüklerin Efendisi’nde, hiçbir karakteri, bir insanın normalde bir gün içerisinde gidebileceğinden daha fazla dolaştırmadım.”

Orta-dünya, yaratıcısı için o kadar gerçekçi ki, Tolkien kitabın sonuna, karakterlin tarihi, sosyolojik ve filolojik bilgilerinin olduğu 127 sayfalık bir ek ekledi. Tolkien için, takvimi ve aile ağacı olmayan bir hobbit yaratmak, onu etsiz kemiksiz bırakmak gibiydi.

Aynı sebepten dolayı, dillerini de sesli harfler ve vurgular, senaryolar, alfabeler ve kelime türetmeleri ile destekledi. “Onları [Dilleri],” diye açıklıyor Tolkien, “bilimsel yöntemlerle oluşturdum. Elflerin tarihi gibi eksiksiz ve organize olmalılar.”

Tolkien’e göre, Birleşik Devletler’deki öğrenciler arasında Yüzüklerin Efendisi’ne olan yeni şevkin sebebini tetikleyen şey kitabın “ek” bölümü: “Bazı bölümleri, doğrudan doğru ergen saçması. Böyle olmasını planlamadım, ama bu onlar için mükemmel. Sanırım, onlara gerçeklik duygusu veren şeylere çekiliyorlar.”

Profesör Tolkien, aslında uygarlık yaratmaları için insanlara entelektüel bir Meccano seti (LEGO tarzı birleştirme oyunu) sağlamış oldu. Yeni ve gelişmiş Orta-dünya yaratıyorlar. Hobbit evleri inşa ediyorlar. Orta-dünya’nın kayıt edilmemiş önceki tarihlerindeki olayları çıkarmaya çalışıyorlar.

‘Saçmalık fırtınası’ dediği şeyin 1965’te Amerika’da Ace Books tarafından izinsiz basılan Yüzüklerin Efendisi’nin bir baskısıyla başladığını söylüyor. Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi’nin önceki baskıları, W. H. Auden’ın da aralarında bulunduğu çok daha kısıtlı bir kitle tarafından alınıyordu. Ace Books’un çıkarttığı baskı ucuzdu ve birdenbire kampüslerdeki kitap satıcıları bu baskıyla başa çıkamaz hale geldi.

İzinsiz basılan bu kitap, herkesin ilgilendiği ve gündemi meşgul eden bir olay haline geldi. 1965 sonbaharında, Ballantine Books, onaylanmış bir baskıyı piyasaya sürdü. Hobbitomanes (Hobbit Hayranları adlı bir grup), izinsiz baskıya sahip de olsalar, anında yeni çıkan versiyonu da almak istedi. Gerçek aristokrasi, orijinal İngiliz yayınını elinde bulunduruyor. “Doğru kokuyor,” diyor bir fan.

Tolkien bağımlıları, üzerinde İngilizce ya da Elfçe “Frodo Yaşıyor” ya da “Haydi bastır Gandalf” yazan yaka rozetleri takıyor, Tolkien topluluklarına katılıyor ve Elfçe’de aşk şiirleri yazıyor.

Tolkien, çok sayıda film, müzikal-komedi, televizyon ve kukla haklarıyla ilgili teklifler almış. Bir yapboz şirketi, Yüzüklerin Efendisi yapbozu yapmak için iznini isterken, bir sabun şirketi de, sabundan Yüzüklerin Efendisi karakterlerini yapmak için Tolkien’a başvurdu. Tolkien hayranları, bu aptalca yaklaşımlardan dolayı oldukça sinirlendiler. “Lütfen,” diye yazdı 17 yaşındaki bir kız, “Yüzüklerin Efendisi’nin filminin yapılmasına izin vermeyin. Bu, Disneyland’i, Büyük Kanyon’a yapmak gibi olur.”

Şimdi zamana kadar tek ticari girişim şarkılar oldu. Donald Swann, Yüzüklerin Efendisi’ni noktalandıracak altı adet şiir kaleme aldı. Bunlardan bir tanesi Elfçeydi.

Tolkien’e Elfçe şarkıların nasıl söylenmesi gerektiği sorulduğunda, şöyle cevap verdi: “Gregoryen ilahiler gibi.” Sonra da, kiliselerde duyabileceğiniz bir tenor sesiyle, Elf Kraliçesi Galadriel’in söylediği veda şarkısının ilk iki satırını söylüyor.

Ai! laurië lantar lassi súrinen, (ah! altın gibi dökülüyor yapraklar rüzgarda)
Yéni únótime ve radar aldaron! (uzun yıllar ağaçların kanatları gibi sayısız)

Ciddi anlamda, Yüzüklerin Efendisi’nin filminin yapılmaması gerektiğini düşünüyor: “Öyküyü, dramatik formla sınırlayamazsın. Odyssey’i filme çekmek daha kolay olurdu. Daha az şey oluyor onda. Sadece birkaç fırtına oluyor.”

Geçmişteki destan yazarlarıyla eşit tutulmayı sevmiyor. Bir keresinde, C. S. Lewis, Aristo’nun Tolkien’e rakip olamayacağını söylemişti. Bize ise Tolkien şunları söyledi: “Aristo’yu tanımıyorum ve tanısaydım, ondan nefret ederdim.” Malory, Spencer, Cervantes ve Dante gibi ünlü kişilerle karşılaştırıldı. Hepsini reddediyor Tolkien. “Cervantes?” diye patladı. “Romans’ın içine okudu o.” Dante’ye gelince, “İlgimi çekmiyor. Kin ve kötülükle dolu. Ufak tefek şehirlerdeki, ufak tefek insanlarla yaşadığı ufak tefek ilişkileri umursamıyorum.”

“Her halükarda, artık çok fazla okumuyorum, peri masallarını bile. Aslında bulamayacağım bir şeyi arıyorum sürekli.” Bunun ne olduğunu sorduk kendisine. “Kendi yazdığım bir şey,” diye kısaca cevap verdi.

Bazı insanlar Yüzüklerin Efendisi’ni, içinde din olmadığı için eleştirdi. Tolkien bunu reddediyor: “Elbette, Yüzüklerin Efendisi’nde Tanrı var. Dönem, Hristiyanlık öncesi dönemdi, ama o dönem tektanrıcıydı.

Tektanrıcı mı? Öyleyse, Orta-dünya’nın Tek Tanrısı kimdi?

Tolkien bu soru karşısında şaşırmıştı: “Tek olan, elbette! Kitap, Tanrı’nın yarattığı dünyayla ilgili – bu gezegendeki gerçek dünya.”

Profesör’e elimizdeki Yüzüklerin Efendisi kitabımızı imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda, “İthaf istiyor musunuz? Ne tür bir şey?” diye sordu. Elfçe bir şey olabilir diye önerdik. Dikkatli bir şekilde, kendi ürettiği alfabede şu güzel satırı el yazısıyla kitaba yazdı: “Yüksek Elflerin selamlama şekli, ‘Elen síla lúmenn’ omentielvo’. Şu anlama geliyor, ‘Görüştüğümüz saatte bir yıldız parlıyor’.”

 

http://www.telegraph.co.uk/books/authors/tolkien-interview-its-easier-to-film-the-odyssey/“ sitesinden çevrilmiştir.

www.tekyuzuk.com