Mitoloji Nedir ve Neden Önemlidir

İnsanoğlunu yirmi birinci yüzyıla taşıyan uzun medeniyet yolculuğunun en mühim kilometre taşı bilgiye duyulan ihtiyaç olmuştur. İnsan duyumsadıkça merak etmiş, merak ettikçe gözlemlemiş, gözlemledikçe çıkarımlar oluşturmuş durmuştur. Sonra bu çıkarımlar hayatın içerisinde sınanmış, hemen her seferinde yeni çıkarımlara ve daha fazla bilgiye ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmıştır. Bugün geldiğimiz nokta bir nihayet değildir elbette, ama uygarlığımızın ayak izlerini geriye doğru takip ettiğimizde bu algoritmanın istikrarlı ilerleyişini, çağımızın tüm maddi ve manevi varlığını oluşturan birikimimizi bu ilerleyişe borçlu olduğumuzu görürüz.

Tolga2

Hal böyleyken bu yolculuğun nasıl başladığını merak etmekten kendimizi alamıyoruz. Sınama imkanının en alt seviyede olduğu ilk zihinsel dönemlerde hangi yanlışları yaptığımızı, sonra bu yanlışlardan nasıl döndüğümüzü öğrenmek, gözlemsel çıkarımlardan pozitif bilime geçiş yolumuzu aydınlatabilir. Ve aslında böylesi övünüp durduğumuz medeniyetimizin, o ilk girişimlere çok şey borçlu olduğunu fark etmemizi sağlayabilir.

Mesela güneş, bilgi çağı öncesindeki atalarımız için ne ifade ediyordu? Büyük ihtimalle, ‘Dünyanın da içinde bulunduğu gezegenler sisteminin merkezinde yer alan, %92’si hidrojenden, %7’si helyumdan oluşan, kendi ekseni etrafındaki dönüşünü 25 günde tamamlayan ve geceleri milyonlarcasını gördüğümüz yıldızlardan dünyaya en yakın olan yıldızın ismidir’1 şeklindeki bir tanımlamayı henüz benimsemiş değillerdi. Fakat yine de onu tanımlamak için çaba sarf ediyorlardı. Teleskopları ya da radyoaktif sinyal üreten araçları olmaksızın ve elle dokunabilmeleri mümkün olmayan, aslında doğrudan bakabilmelerinin bile imkansız olduğu bu devasa kütleyi hangi verilere göre tanımlayabilirlerdi? Tek çareleri, gözlemleri sayesinde elde ettikleri yoruma dayalı verileri, diğer yoruma dayalı veriler ile birleştirmek ve makul bir kanaat oluşturabilmekti. Yine de böyle bir şeyin kolay olmayacağını takdir edebiliriz. Görünüşte hiçbir yöneticisi ya da yönlendiricisi olmaksızın her gün rutin bir şekilde doğudan başlayıp batıda biten bir yolculuğu, üstelik hiçbir yorulma belirtisi göstermeksizin gerçekleştiren, bilinen her şeyden daha parlak ve sıcak olan bu cisim, ölümün, açlığın, yorgunluğun, sıcağın ve soğuğun, harap edici hastalıkların tehdidini her an ensesinde hisseden insanoğlu için kendilerine denk tutabilecekleri bir şey olamazdı. Ona görkem ve haşmet yüklüyorlar, pek çok millet onu, ulaşılmaz göklerin tartışmasız efendisi olarak benimsiyordu. Mısır’da baş tanrı olan Ra’nın güneş ile sembolize edilmesinde ya da Maniheist Mitoloji’de oluşan aydınlık-karanlık merkezli düalizmin tanrılaştırılmış ‘aydınlığı’nda2 bu yönelişin izlerini kolaylıkla takip edebiliyoruz. (Resim 1. Mısır Tanrısı Ra’nın klasik hiyeroglif sembolü. Başının üstünde yılanın sarmaladığı bir güneş yer alıyor.)

3

Önemini bu denli vurguladığımız kavramın bilinen ilk verilerine kültür ve edebiyat sahasında rastlayabiliyoruz. İlk toplumların sahip oldukları dünya görüşlerini sözlü kültürün yanı sıra ilkel yazıtlarda ve orta dönem derlemelerinde bulabiliyoruz. Ne tuhaftır ki insan ya da hayvan suretli ölümsüz tanrıların, kudretli savaşçıların, sihirli nesnelerin ve doğaüstü daha pek çok şeyin cirit attığı bu aktarımlar günümüz dünyasından apayrı bir hava taşıyor olsalar da medeniyetimizin hem kültürel, hem de bilimsel temelini oluşturmaktadırlar. Bugün Yunanca kökenli ‘Myth’* ve ‘Logos’** kelimelerinin birleşimiyle oluşan bir terimle tanımlıyoruz bu kültürel birikimi: Mitoloji!5Bu teolojik yaklaşımın haricinde güneşin takvimsel ya da yön bulma amaçlı kullanımı da aynı mitolojik devirlerde ortaya çıkmış ve bu bağlamda icat edilen kavramlar zaman içinde geliştirilerek kullanılmaya devam etmiştir. Mesela Türkler’in on iki hayvanlı takvimi zamanı tayin etmek için kullanılan güneş merkezli bir sistemdi3. Aynı şekilde yine Türkler’in yönlere vermiş olduğu isimler ve tayin ettikleri betimlemeler güneşten bu alanda nasıl faydalanıldığına dair iyi bir örnek teşkil edebilir4. Fakat güneşe dair doğrudan doğruya kozmolojik tanımlamalar yapabilmek ya pek mümkün olmamış ya da yapılan yetersiz çalışmalar ister istemez teolojik unsurlar arasında eriyip gözden kaçmıştır. MS 2. yüzyılda yaşamış olan Yunan filozof Batlamyus’un dünya merkezli kozmolojik anlayışı ile belki de ilk kez kozmos tüm soyutlamalardan kurtulabilmiş ve nitel bir değerlendirmeye tabi tutulabilmiştir. Daha sonra dünyayı değil güneşi merkeze alan bir sistem geliştiren Copernicus’un çalışmaları Galileo ve teleskopu sayesinde çok daha elle tutulur bir hal almıştır. Nasıl ki teleskop bu konuda devrimsel bir adım atılmasını sağlamışsa, günümüze kadar gelen süreçte çok daha fazla gelişen teknoloji sayesinde biz bu sarımsı dev kütle hakkında epeyce şey biliyoruz artık. Bilim ve teknoloji, günümüz medeniyetinin en büyük yol göstericisi olarak hayatımızın her alanını etkiliyor ama onun evrim yolculuğundaki ilk adımlarını, yine onun kadar önemli olan bir olgunun içerisinde buluyoruz. (Resim 2. 12 hayvanlı takvimi gösteren bir çizim)

Platon’a göre, devletlerin sıradan halkı sıradan tutmak amacıyla kasıtlı olarak ürettikleri ve destekledikleri bir olgu olan mitoloji6, Aydınlanma Çağı Avrupa’sında, gerçekten yaşamış kişilerin abartılmış ya da efsaneleştirilmiş öykülerinden türeyen bir kavram olarak değerlendirilmiştir7. Fakat her iki düşüncenin de haklı olduğu taraflar varsa bile bugünkü genel görüş çok daha rasyonel ve tatmin edicidir. Artık iyi biliyoruz ki mitolojilerin temelinde ilk bilimsel yönelişler yatmaktadır. Bilinmeyene karşı duyulan korku ilk zamanlardan beri bertaraf edilmeye çalışılmış, korku duyulan nesne övülerek yüceltilmiş ya da basit gözlemler sayesinde diğer bilinmeyenlerle birleştirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Bu açıdan mitsel anlatılar korkunun gölgesindeki merak dürtüsüyle ortaya çıkmışlar ve doğal olarak dogmatik bir yapı sergilemişlerdir. Ve yine bu yüzden mitoloji kavramının büyük ya da küçük tüm dinlerle mutlak bir ilişkisi vardır. Hemen her inanç sisteminde güneşin tanrısal bir rol oynaması ve bir bedene büründürülüp büyük öykülerin içine sokulması, bir ritüel objesi olarak kullanılması mitoloji ile dinin etkileşimine güzel bir örnek olarak sunulabilir8.

4

Prof. Dr. Celal Şengör’ün sıklıkla anlattığı bir hikayede olduğu gibi*** insanoğlunun mitolojik etkilerden zihinlerini kurtarmaları ve daha deneysel bilgilere yönelmeleri bir tatminsizlik sonucu mu oluşmuştur bilinmez! Fakat çok zengin mitolojik kültürleri olan Yunan, Mısır ve İran gibi toplumlarda belli bir süreden sonra büyük bilimsel hamleler gerçekleşmeye başlamıştır. Gerçi Mısırlılar ilk papirüsü keşfettiklerinde hala Mısır Mitolojisi’nin en büyük dünyevi sembollerinden birisi olan Firavun Hanedanları tarafından yönetiliyorlardı. İskender dünyayı fethetmeyi amaçlarken arkasına Yunan Panteonu’nu alıyor, İran’da Zerdüşt’ün Avesta’sını ateşe veriyordu. Yani pozitif bilim ve teknoloji, kadim mitolojileri ötelemek, yok etmek amacı taşıyarak ortaya çıkmamışlardı. Her ikisi de uzun dönemler boyunca beraber var olmayı sürdürmüşler, bilimin nihai etkisinde mitolojiler yerlerini çok daha organize olan dini sistemlere terk etmişlerdi.Öte yandan mitolojinin de durağan bir yapı sergilemediğini, devamlı bir devinim içerisinde olduğunu görebiliyoruz. Bu değişim, aynı milletten olan değişik kavimlerin varyasyonlarında gerçekleşebileceği gibi, aynı kavmin tarihsel evinimi içerisinde de gözlemlenebilmektedir. Anaerkil dönemlerden ataerkil dönemlere geçişlerde kudretli tanrıçalar ya yok olmuşlar ve yerlerini dişil olmayan tanrılara bırakmışlar ya da onların gölgesinde daha alt seviyeli varlıklara dönüşmüşlerdir. Aynı şekilde bazı mitolojilerde tanrı olarak sayılmayan varlıklar, değişen şartlar ya da oluşan toplumsal kanaatler sonrasında tanrısal vasıflara sahip oluvermişlerdir. Türk-Şaman Mitolojisi’ndeki Umay Ana kültünde yukarıdaki örneklerin ikisine de ait olan izler bulmak mümkündür9. Böylece mitsel anlatılar ve bu anlatıların yarattıkları kültürel ve bilimsel yapılanmalar kavimden kavime ya da kuşaktan kuşağa bile değişimler göstermiş, hem son derece zengin, hem de derlenmesi hiç kolay olmayan bir mitoloji birikimi oluşturmuşlardır. (Resim 3. Eski Türkler’den kalma bir Umay Ana çizimi)

Bizim bugün gördüğümüz anlamda mitoloji, aslında bizimle aynı amacı taşıyan bir dürtüye hizmet etmişti! O günden bugüne bu dürtü hep sabit kaldı. İnsanoğlu yeni bilgilerle donanmış, pek çok konuda daha fazla fikir sahibi olmuşsa da bu etkiden asla tam olarak kurtulamadı. Antik dönemin insanları da bizimle aynı şeyi merak ediyorlardı yani: Biz neyiz? Nasıl ve neden bu dünyadayız? Hem zaten bu dünya nasıl var oldu? Tepemizdeki kozmolojiden altımızdaki toprağın derinliklerine kadar tüm bu çeşitliliğin amacı nedir? Bizim bu çeşitlilik içerisinde yerimiz ve misyonumuz nelerdir? Ne zaman bütün bunlar bir son bulacak ve yok oluştan sonra bizi neler bekliyor? İşte mitoloji, bu sorulara verdiği cevaplarla ilk tatminkarlığı yaratmayı başarmıştı. Biz hala aynı soruları sormaya devam ediyoruz ama tatminkarlığımız günden güne artıyor. Her cevap yeni soruları doğuruyor olsa da geçmişten aldığımız bu mirası doğru noktaya nasıl taşıyabileceğimizi biliyoruz artık. Üstelik belki de en büyük nimetimiz olan hayal gücümüzü mitolojiden daha verimli şekilde tatmin edebilen bir şey daha bulamadık henüz…

 

*Myth: Mythos, Yunanca, söylenen veya duyulan söz.

**Logos: Yunanca, insanda düşünce, doğada kanun.

Mythology: Mitoloji, mit-bilim, anlatı/söylence-disiplini

*** Antik Çağ’da iki Yunanlı insan sohbet etmektedirler. Doğada gördükleri olayları yorumlarlarken, mesela şimşek çakmasının Tanrılar’ın gazabı olarak ya da depremlerin hareket eden ‘öküz’ün bir icraatı olarak değerlendirilmesinden tatmin olmadıkları sonucuna varırlar. Tüm bunların altında daha makul sebeplerin olmasını gerektiğini düşünürler ve böylece ilk pozitif yaklaşım örneği sergilenmiş olur.

 

Kaynakça:

  1. http://tr.wikipedia.org/wiki/Güneş
  2. Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisi’nin ABC’si, Kabalcı, sf. 233-35
  3. Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisi’nin ABC’si, Kabalcı, sf. 243-49
  4. Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisi’nin ABC’si, Kabalcı, sf. 92
  5. Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisi’nin ABC’si, Kabalcı, sf.10-15
  6. AÖF Yayını No:1385, Türk Edebiyatının Mitolojik Kökenleri, sf. 18
  7. AÖF Yayını No:1385, Türk Edebiyatının Mitolojik Kökenleri, sf. 20
  8. http://tr.wikipedia.org/wiki/Mitoloji
  9. AÖF Yayını No:1385, Türk Edebiyatının Mitolojik Kökenleri, sf. 45-46