Sessizlik

“Hiç konuşmuyoruz,” dedi kadın kocasına.

Adam karısına baktı. “Öyle mi?” dedi, “Konuşuyoruz işte.”

“Onu demiyorum,” dedi kadın. “Tuzu uzatmanı istediğimde konuşmuş olmuyoruz.”

“Bu şehir bizi öldürüyor,” dedi adam. “Gidelim buradan.”

Güneyde, ağaçlar içinde, denize yakın bir yere taşındılar. Bir akşam, yemeğin bitmesine yakın, “Hala konuşmuyoruz,” dedi kadın.

“Öyle mi?” dedi adam. “Bana konuşuyoruz gibi geldi. Bugün konuşmadık mı?”

“Onu demiyorum,” dedi kadın. “Bana günümün nasıl geçtiğini sorduğunda konuşmuş olmuyoruz.”

“Bu ülke bizi öldürüyor,” dedi adam. “Gidelim buradan.”

Batıda, daha insanca yaşamayı umdukları bir ülkeye taşındılar. Bir akşam, durgun bir nehrin kıyısında otururmuş, yıldızlara doğru yükselen mekikleri izlerken, “Hala konuşmuyoruz,” dedi kadın.

Adam başını salladı. “Bu dünya bizi öldürüyor. Gidelim buradan.”

Samanyolunun çeperinde, kısmen yaşanabilir bir gezegende kurulacak koloniye ilk yerleşimciler olarak gönüllü gittiler.

Bir sabah (ya da akşam – güneş hiç batmadığı için farkı anlamak mümkün olmuyordu) gezegenin büyük boşluğunda uçuşan bir çift canlıyı izlerken kocasına düşünceli bir bakış attı kadın. Adam karısının aklını okudu. Yine başını salladı.

Dünyaya, eskiden yaşadıkları kente geri döndüler. Mekikleri yüzeye yaklaştıkça belirginleşen manzara karşısında dehşete düştüler. Nehrin iki yakasındaki evler yerle bir olmuş, yollar moloz yığınlarıyla tıkanmıştı. Kimi harabelerden cılız dumanlar yükseliyordu. Kentin üstünde uzun uzun süzülüp yüzeyi taradılar ama konuşabilecek tek bir kişi bulamadılar.

Kent meydanına gelip mekiklerinden indiler. Önceden kalabalıktan geçilmeyen, insanların birbirini neredeyse ezerek yürüdüğü, bağıra çağıra konuştuğu yer şimdi derin bir sessizliğe gömülmüştü. Kulak kesilince, rüzgarın ağaçlarla konuştuğunu, taşların kendi aralarında fısıldaştığını, yıkıntı halindeki kimi binaların acıyla inlediğini işittiler.

Bir itkiyle, aynı anda birbirlerine bakıp konuşacak oldular. Göz göze gelince duraksadılar, sözcükler dillerinde kayıp yuvarlandı, dudaklarına çarpıp geri sekti, içlerine kaçıp söndü gitti. Ne kadar istedilerse de bir daha hiç konuşmadılar. Sessizliğe kıyamadılar.