Yönetmen Yağmur Kartal ve Filmde Gönüllü Çalışan Ekip Arkadaşları ile Post Apokaliptik Kısa Filmi Soluk Üzerine Konuştuk

21.yüzyıl insanının karşısında eskisinden çok daha kaotik bir dünya var. Bize sunulan sanal gerçeklikler, siyasi ve toplumsal kurumlara duyulan kuşku, son yıllarda yaşanan çevresel ve ekolojik felaketler içimizdeki kaygı ve korkuyu gittikçe büyütüyor. Bütün bunların neticesinde Soluk filmi, bir sabah, böyle  karanlık bir evrene uyanabileceğimiz öngörüsünde bulunuyor.

Toronto Fantastik – Bilimkurgu Film Festivali’ne kabul edilen Soluk, yetenekli yönetmen Yağmur Kartal ve ekibi tarafından çekilmiş başarılı bir kıyamet sonrası bilimkurgu filmi. Yağmur Kartal ile kısa filmi Soluk üzerine konuştuk.

Öncelikle Fabilog adına bu söyleşiyi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz.

Bana biraz kendinden ve yaptığın işlerden söz edebilir misin Yağmur? (Yağmur Kartal)

Bu soruyu yanıtlamaya nereden başlasam tam bilemedim, ama sanırım hayatımdaki önemli noktalara değineceğim. Yaptığım işler sinema ağırlıklı, bu sebeple sinema hayatımda çok büyük bir yer kaplıyor. Küçükken biraz da annemin desteğiyle sanatla iç içe büyüdüm. Sinemaya izleyici olarak her zaman ilgili bir çocuktum. Filmleri büyük bir dikkatle izler hiçbir sahneyi, oyuncunun en ufak mimiğini, kameranın gösterdiği en ufak detayları dahi unutmazdım. O kadar ki film izlerken ailem dünyadan koptuğumu söylerdi. Bir filmden bir sahneyi anlattığımda ise genelde çok heyecanlı olur, o sahneyi yeniden yaşar gibi oyuncuları canlandırmaya çalışırdım. Anneannem bunu her yaptığımda bana gülümseyip, “filmi izlememe gerek kalmadı Yağmur, her şeyi anlattın” derdi. Bir şeyi anlatırken tüm detayları ile tasvir etmek gibi bir huyum vardı.

Lisede ise yine annemin teşvikiyle güzel sanatlar lisesinin sinema bölümünde okumaya başladım. Sinemaya 14 yaşımda dokunmuş olmam, kamera ile o yaşlarda haşır neşir olup öykü yazmaya başlamam ise benim için hayatımdaki dönüm noktalarından biri. Hemen hemen her şeyi araştırmayı seven biriyim. Benim için bunları bir noktada toplamanın yolu sinema. Çünkü sinema yeniden yaratılmış bir dünya. Orada bir süper kahraman, bir doktor, bir berduş, bir şaman, bir uzaylı olabilirsiniz. Değişik evrenler arasında seyahat edebilir, hatta içine animasyonu da kattığınızda bilinçaltının derinliklerinde kaybolup kendinize has bir dünya yaratabilirsiniz.

Lisedeki hocalarım arasında sinema tutkuma büyük katkılar sağlayan rahmetli Nedim Otyam ayrı bir yer kaplamaktadır. Bana cesur adımlar atmayı, kendime güvenmeyi ve sinemanın büyüsüne kapılmayı biraz da o öğretmiş, merak ettiğim her konuda destek olmuştur. Bu benim hayatımda kendimi sonsuz şanslı hissettiğim bir denk geliş. Lise bazı şeyler için erken bir yaş olsa da orada ekip kurmayı, birlikte üretmeyi öğrendim ve emek verdiğiniz şeyin izleyici ile buluştuğunda yaşanan o inanılmaz mutluluğun tadını aldım. Ki bundan sonra da sinemayla ilişkimi hiç kesemedim. Üniversite yıllarımda bu ilgimin yanına tasarım, fotoğraf, animasyon gibi ilgi alanları da eklendi. Kocaeli Üniversitesi’nde Görsel İletişim Bölümünü kazanmıştım. Burası video ile dirsek temasında olsa da ana dersler tasarım ağırlıklıydı. Bunun sinemaya olan katkısı ise bence inanılmaz. Bunun yanında çift anadal yaparak sinema eğitimime de devam etme imkanı buldum. Benim için yoğun olduğu kadar keyifli bir 4 seneydi. Filmin yapım sürecinde beraber koşturduğumuz arkadaşım Mehmet Ali Aydın ile burada tanıştık. Kendisiyle neredeyse tüm projelerde beraber çalıştık.

Şu an sinemanın akademik yönünü de keyifli bulduğum için hem yüksek lisans yapıyor hem de bir stüdyonun post prodüksiyon kısmında animasyon, kurgu, tasarım tarzı işler yapıyorum. Boş vakitlerimde de kişisel projelerime vakit ayırmaya çalışıyorum. Zira esas arzum “Soluk” gibi manevi anlamda beni doyuracak işler çıkartmak.

 

Son zamanlarda en çok denk geldiğim başlıklardan biri “bilimkurgu filmleri gerçek oluyor” türün güçlü öngörüsünden ve sergilediği sayısız olasılıktan etkilenmemek mümkün değil. Bilimkurgunun bilimsel gelişmelere referans olduğunu düşünüyor musun? (Yağmur Kartal)

Yani bunun karşılıklı bir beslenme olduğunu söyleyebiliriz. Ama genelde bu durumun tam tersi ilerlediğine inanıyorum. Yaşadığımız çağda elimizin altında olan teknoloji, genellikle en az 50 yıl önce keşfedilmiş bir ürün oluyor. Cep telefonlarını örnek alacak olursak, kablosuz iletişim aslında 1902 yılında Marconi tarafından keşfedildi. 1973 yılında ilk cep telefonları bulundu. Bu buluşun gündelik hayatımızda sıradan bir hale gelmesi, sanıyorum 1996 ile başladı.

Bu arada geçen zamanı düşününce, geleceğe yönelik merakı olan sinemacıların bu akışı görüp sinemalarına katması, olası gelecek senaryolarını yazmaları ve bunların bir şekilde yaşadığımız gelecekle bağ içinde olması çok da şaşırtıcı bir durum değil. Misal, şu an androidler yapılıyor ama eminim ki bu denemeler yıllardır yapılıyor ve insan akıllı bir cihaz yapma denemelerini yıllardır sürdürüyor, bunun ütopik yahut distopik ihtimaller şeklinde sinemaya yansıdığını görüyoruz. Sinema bu şekilde aslında gelecek algımızı da şekillendiriyor.

Blade Runner 2049 filminde “K”, “Joi” isimli bir hologram sevgili programına aşıktır. Bu durum, filmde gerçek bir aşk gibi gösterilir. Buradaki gerçek aşk algısı bizim jenerasyon için henüz rahatsız edici, korkutucu ve samimiyetten uzak bir şey fakat bundan 20 yıl sonra kanıksanacak ve aşkın algısı buna dönüşecek, yani muhtemelen. Sinema sanırım ilk defa böyle bir aşk algısı yaratıyor. Kişiye özel yaratılan bir hologram program ile yaşanan aşk. Kişiye özel satın alınabilen sevgili kadın modeli. Acıklı ama ne yazık ki olası! Ve sinema bu süreçte bizi olasılıklara hazırlayan bir araç gibi.

 

Peki nedir post apokaliptik, ne anlamalıyız bu kavram söz konusu olduğunda? (Yağmur Kartal)

Post apokaliptik aslında bilimkurgu sinemasının alt türlerinden biri. Yani gelecekte gerçekleşme ihtimali olan distopik bir yaşamın öyküsüdür. Genellikle insanların sebep olduğu nükleer ya da biyolojik savaş ile ekolojik, jeolojik ya da kozmolojik felaketler sonucu meydana gelen yeni dünyada hayatta kalan insanoğlunun var olma mücadelesini hatta çoğu zaman insan olma, insanlığa dair umudu konu alır.

Sinema dışı bir örnek olacak ama son zamanlarda beni etkileyen post apokaliptik eserlerden biri Gian Alfonso Pacinotti’nin “Oğulların Diyarı” isimli çizgi romanıdır. Oğulların Diyarı’nda yeni dünyanın yeni kuralları, kurdukları ve yaşattıkları yeni bir insanlık var. Kıyamet sonrası arda kalan dünya eskileri yaşatamayacak halde ama insanlık gene de bir noktada kendini var etmeli ve olmalı. İşte post apokaliptik öyküler yıkılan hatta kendini yok etmiş bir medeniyetin küllerinden doğan bazen yeni bir hayatın, umudun müjdecisi olur, bazen ise kaybettiklerimize olan özlemin ve bir daha gelmeyecek olmasının hüznünü taşır.

 

Sizler de biraz kendinizden bahsedebilir misiniz bize? (Ekip arkadaşları)

Mehmet Ali Aydın; Ekipten en iyi tanıdığım tabii ki yönetmenimiz Yağmur. Uzun yıllardır tanıdığım ve beraber bir çok iş yaptığımız için artık birbirimizi iyi tanıyoruz. Beraber çalışmaktan keyif aldığım birisi fakat çok keskin kuralları olduğunu da söylemem gerek. Ciddiyetsizliğe asla tahammülü yok, bu da zaten işine saygı duymasının bir sebebi.

Genel olarak film ekibi ile diyaloğu iyidir, sabrı da vardır ama sabrını taşırdığınız an gerçekten başka birine dönüşebilir her an. Ama asla anlattığım kadar korkulacak biri değil, şaka yapıyorum sadece biraz. Elmir gerçekten iyi biri ve oyunculuğu bence gayet güzel. Kendine has mimikleri olduğunu düşünüyorum ve Soluk filmindeki karaktere başkasının bu kadar ‘cuk’ diye oturacağını sanmıyorum.

Görüntü yönetmenimiz Fatih de işine saygı duyan, bilgili ve bir o kadar da eğlenceli biri. Gerçekten bazı sahnelerdeki sabrına hayran olduğumu söyleyebilirim. Genel olarak ekipmanlar konusundaki tecrübesinden dolayı bize çok yardımcı oldu.

İhsan abi oyunculuk konusunda daha tecrübeli birisi. Bazı prensipleri var ve o konularda asla taviz vermiyor. Film aralarında güzel muhabbetlerimiz oldu. Melis de bence iyi bir iş çıkardı filmde. Özellikle gaz maskesi kullanması gereken sahnelerde zorlansa da azimle devam etmek istemesi takdire şayandı.

Barış ses konusunda çok yardımcı oldu. Ekibe kısa sürede uyum sağlayan birisi.

Vildan Baydar; Çocukluğumdan beri sanatı seven ve ilgilenen biriyim. Bu alanda da amatörde olsa çeşitli eğitimler almıştım. Tiyatro, yazarlık, resim, makyaj, kuklacılık  gibi eğitimler…Bu alandaki ilgim tabii ki Yağmur’a da yansıdı. Çünkü benimle beraber o da bu derslere katılırdı. Sanatın her yönüyle ilgili olmak ve amatör de olsa bu şekilde içinde yer almaktan keyif alan biriyim.

Ben, Elmir Qasımov; dört senedir Türkiye’deyim. Marmara Üniversitesi öğrencisiyim, aynı zamanda bir tiyatro grubu üyeliğinde her sene çeşitli oyunlarda yer almaktayım.

İhsan Ustaoğlu; Türk tiyatrosunda en çok ekipte çalışan geçmişten geleceğe tek oyuncuyum. En son 27. tiyatromla anlaşma yaptım. İstanbul belediye konservatuvarı tiyatro bölümü çıkışlıyım. 53 oyunda oynadım. Sahnede kesintisiz 34 yıl bitti. 15 sinema filmi, 50’yi aşkın dizi filmde oynadım. Üç dizi de ana cast da idim. Beş oyun yazdım. Seslendirme yaptım. İki oyuncu derneğinde yönetim ve denetim kurulu üyeliğim oldu. 18 oyun yönettim. Altı kurumda eğitmenlik yaptım.

Adım Melis, 12 yaşındayım. Denizatı İlköğretim Okulu’nda okuyorum. 6. sınıfa gidiyorum.

Peki Yağmur kıyamet sonrası bir film çekeceğini söylediğinde ne düşündünüz ve oyuncu arkadaşlar, bu filmde sizlerin de oynamak isteyip istemeyeceğinizi sorduğunda ne düşündünüz? (Ekip arkadaşları)

Mehmet Ali Aydın – Hem korktum hem heyecanlandım. Korkmamın sebebi zor bir iş olacağını düşünmemdi. Zaten Yağmur ile çalışıyorsanız kesinlikle basit bir iş beklememelisiniz. Basitten kastım kolaylık değil, ciddi bir iş demek istiyorum. Fakat senaryo şekillenmeye başladıkça filme en kısa zamanda başlamayı düşündük. İyi ki de çektik.

Vildan Baydar – Günümüzde güzel bilimkurgu filmleri çekiliyor. Bilimkurgu çekecek olması bu anlamda hoşuma gitse de, makyajlarını ben yapacağım için öncelikle bir tedirginlik yaşadım. Bunu farklı bir şey yapacağımız her projede ilk başta yaşarım. Ya yapamazsam, nasıl yapacağım, olmazsa şeklinde paniklerim. Fakat Yağmur’un yüreklendirmesiyle bu kaygıları köşeye koyup çalışmaya başladım. Proje üstüne çalıştıkça bu kaygılarım azaldı ve proje de keyifli hale gelmeye başladı. Ekiple beraber çalışmak, onlarla birlikte bir şey üretmek ve ekibin bir parçası olmak beni çok mutlu ediyor.

İhsan Ustaoğlu – Yağmur’u tanımıyordum, konservatuvardan bir arkadaşım önerdi ve beni aradı. Kendisi Yağmur’un ekibinden Fatih’in bir projesinde oynamış. Senaryo geldikten ve okuduktan sonra içime sindi. Benim için konusu itibariyle farklı bir çalışmaydı, iyi ki oynamışım. Ben tercih yaparken bana ne katar, festivalde yarışacak mı diye kimi dengeleri gözetirim oyuncu olarak.

Daha evvel böyle bir deneyimim olmadı. Yağmur’la da bu film vesilesi ile tanışmış olduk. Filmle ilgili ilk konuştuğumuzda bana bir şeyler katabileceği düşüncesiyle kabul ettim. Portföyümde böyle farklı bir projenin olması güzel.

Çok mutlu oldum. Film bittiğinde arkadaşlarımın beni izleyeceklerini düşündüm. Bilimkurgu filmleri en çok ilgimi çeken filmlerdir. O yüzden bu projede yer almak çok heyecan verici olur diye düşündüm.

 

Yapım süreci ve filme hazırlık sürecinde Yağmurla birlikte nasıl bir yol izlediniz? (Mehmet Ali Aydın)

Senaryo kısmı beraber bir çok kez tartışıldı. Telefon konuşmaları, buluşmalar oldu. Senaryo kısmı şekillendikten sonra filmin çekileceği evi bulmak uzun zamanımızı aldı. Ekipman konusu Sarı Yapım’ın sponsorluğu ve desteği ile çözüldü. Oyuncular konusunda Yağmur’un desteği oldu.

Kostümler konusunda Yağmur ve annesi Vildan hanımı alkışlamak istiyorum. Mükemmel iş çıkardılar. Aynı zamanda makyaj konusunda önceki filmlerde de bize yardımcı olan Vildan hanımın büyük emeği oldu. Genel olarak çekimleri 2-3 saat yapıp dinlendik.

İlk dekorun hazırlanması saatlerimizi aldı ve ilk günü neredeyse boş geçtik. Genel olarak hazırlık aşaması böyle oldu.

 

Tiyatroda oldukça birikimli birisiniz. Birçok oyunda ve dizide rol aldınız. Nasıl bir izleyicisiniz? (İhsan Ustaoğlu)

Ben gerek sinemada gerek tiyatroda çok seçici bir izleyiciyim. Psikolojik dram tercihimdir. İzlerken insanın tüm yönleriyle ele alındığı yapıtlar tercihimdir.

 

Soluk filmi post apokaliptik bir evrende geçiyor, siz orada kıyamet öncesi yaşama şahitlik eden yaşlı bir adamı canlandırıyorsunuz. Oyuncular genellikle keşifçidir ve farklı bir role girdiklerinde bunun için metodlar kullanarak, kendilerini bu karaktere hazırladıklarını biliyoruz. Soluk kısa filmde olsa gayet vurucu bir etkiye sahip ve bambaşka bir evrende geçiyor, bu anlamda oyuncu için o dünyanın içine girmek ve inandırıcı olmak bir hazırlık gerektiriyor diyebiliriz.

Siz Soluk’un evreninde kendinizi nasıl var ettiniz? Karakteri çözümlerken ve onunla bağ kurarken nasıl bir yol izlediniz? (İhsan Ustaoğlu)

Oyuncu her role her zaman hazır hale gelmelidir. Artık her konuyla ilgili festival var. Role hazırlanmak için bir çaba göstermedim. Senaryoyu okuyup yönetmenle yemekte konuşup benden ne istediğini, benim ne katabileceğimi ortak bir payede buluşup ve anlaşıp rolü yorumladım. Sanırım oyunculuk birikimim ve özgüvenim bunda ön plana çıktı. Ben disiplinli bir ortamda yoğunlaşıp rolümü yorumlayan, tabii bir kontrol dahilinde olan oyunculardanım. Ekip çok iyiydi projeye inanmışlardı.

Bir filmde ışık sistemi çok önemli değil mi? Özellikle makyaj hataları ve gerçekliği zor olan dekorlar, mekanlar özel ışık efektleri ve renkler yardımıyla kamufle edilebiliyor. Soluk filminde ne tür bir ışık yapım tekniği kullandın? Çekilen film bir bilimkurgu olunca ışık sisteminde ne tür değişiklikler oluyor? (Mehmet Ali)

Açıkçası film sektöründe ışık sisteminin önemi sanıldığından daha da büyük. Yönetmenimiz Yağmur ile zaten daha önceden kapalı ortamda birden fazla film çekmiştik. Bu filmde de ortamın kasvetini, apokaliptik ortamı daha da güçlendirmek için ışık şiddetini ve rengini keskin bir şekilde kullanmayıp, soft bir şekilde kullandık. Karakterlerin yüzlerine doğrudan vuran bir ışık kullanmadık. Oda planlarında iki ışık yeterli oldu. Aydınger kağıtları ile ışık şiddetini yumuşatıp, farklı renk filtrelerini ona uygun sahnelerde kullandık.

Bizi ışık kullanımı konusunda en çok zorlayan sahne ise Melis’i yeşil perde önünde, dışarıda çektiğimiz sahne idi. Işığın yeşil perdeye homojen şekilde dağılıp hatasız olması için defalarca aynı sahneyi çekmek durumunda kalmıştık.

 

Işıklandırmasıyla ilgileneceğin bir işle ilgili ilk soruların neler oluyor genelde? (Mehmet Ali)

Açıkçası ilk ve tek baktığım şey film ekibi oluyor. Film ekibiyle anlaşamadığım bir işte olumlu sonuçlar alınamıyor. Fakat uygun bir ekip ile hem yapılan işten keyif alınıyor, hem de iş içinize siniyor.

 

Siz filmde hem oyuncuların makyajlarını yaptınız hem de kostümlerini hazırladınız. Kostümler, alıştığımız günlük yaşam kostümlerinden biraz daha farklı kalıplara sahip. Bununla ilgili ön hazırlığınızı nasıl yaptınız? (Vildan Baydar)

Kostümleri hazırlarken daha önce çekilmiş bilimkurgu filmlerinden esinlendim. Konuyu okuduktan sonra kıyafetlerin karakter ve ortam baz alındığında hırpani olmasının daha uygun olduğuna karar verdik. Çünkü eve giren karakterler kıyamet sonrası bir dönemde sokakta yaşayan çocuklar. Ve hırsızlık yapmak için bir eve giriyorlar. Bu yüzden buldukları bir şeyleri üstlerine uydurmaları daha olası. Star Wars Last Jedi filmindeki Rey gibi estetik bir hırpanilikten bahsediyorum. Maskeleri ve hava hortumlarını ayrı şekilde aldık ve metalik boyalarla boyayarak eskitme yaptık.

Makyaj kısmında çalışırken öncelikle karakterin yaşam koşullarını sordum. Ardından karakterler üzerine eskiz çalışmaları yaptım ve yönetmenle üzerine konuştuk. Karakter düzgün şekilde oksijen alamayan bir insanın yüzünde oluşacak solukluk, çatlaklar ve göz altı morlukları dikkat çekici olmalıydı. Özellikle Elmir ve Melis’in makyajını yaparken buna ağırlık verdim. Aynı zamanda saçlarının dağınık ve yapışık olması çok temiz görünmemesi gerekiyordu. Çünkü kirli havanın gazın ve tozlu bir şehrin içinde yaşıyorlardı.

 

Peki sizin sinemadaki yolculuğunuz nasıl başladı? (Vildan Baydar)

Sinema yolculuğum Yağmur’un sinema okumasıyla başladı. Onun sinema eğitimi başladıktan sonra ona yardımcı olmak amaçlı bende bir yıl boyunca profesyonel makyaj eğitimi aldım. Ardından dikiş kursuna giderek bu alanda da kendimi geliştirdim. Her ne kadar Yağmur’un projeleriyle beraber çalışmalar yapmış olsam da, sinema alanında çalışmaktan sette çocuklarla beraber yeni şeyler üretmekten mutlu oluyorum. Bazen başka projelere yardım ettiğim de oluyor. Özellikle fantastik ve bilimkurgu türlerinde kostüm ve makyajın rolü biraz daha arttığı için çalışmak çok daha keyifli hale geliyor.

Melis ekipteki en genç emekçi olarak bu filmde oynamak senin için nasıl bir deneyimdi? Filmde oynarken ne hissettin? (Melis)

Küçük yaşta bir filmde oynamak çok güzel bir duyguydu. Oynarken çok heyecanlandım, sonunu çok merak ettim. Son sahnede biraz üşüdüm ama buna değerdi.

 

Yönetmen olarak Yağmur Kartal ile çalışmak senin için nasıl bir deneyimdi? (Melis)

İlk filmimdi, o yüzden ilk yönetmenimdi Yağmur ve bana çok iyi davrandı. Benim için çok güzel bir deneyimdi.

 

İhsan Ustaoğlu’na sorduğum soruyu sana da sormak istiyorum Elmir Soluk’taki karakterinle bağ kurabilmek için nasıl bir ön hazırlık yaptın? (Elmir)

Zaman kısıtlılığı sebebiyle ön hazırlık için pek vaktimiz olmadı. Yönetmenlik dışında proje ile alakalı hemen hemen her işe koşturduğu için Yağmur’un benim için ayırdığı hazırlık süreci yaklaşık 3-4 gündü. Bu süre zarfında elimden geldiğince ondan yazdığı senaryodaki karakter hakkında olabildiğince fazla bilgi edinip, karakteri çözümlemeye çalıştım. Oynadığım karakter günlük hayatın dışında olduğu için, analizini yapmak, üstelik Yağmur’un istediği karakteri çıkarmak biraz daha zaman talep eden bir işti. Dolayısıyla o müddet zarfında elimden geldiği kadar çalıştım. Umarım ortaya bir şeyler koyabilmişimdir.

 

 

Bilimkurgu ilgi duyduğun türler arasında yer alıyor mu? (Elmir)

Aslında çocukluğumdan beri dram ve çoğunlukla realiteye dayalı eserlerle daha çok ilgili olmuşumdur. Hatta çocukken çok az çizgi film izlemişimdir. Olağanüstü, gerçeğe uzak şeyler pek dikkatimi çekmez. O yüzden, fantastik janrda çekilen filmleri izlemeye pek alışkın değilim. Bilimkurgunun ise aşırı fantastiğe kaçan yönünden ziyade, bilimsel ve bilmediğimiz dünyalara dair abartı olmayacak şekilde kurgulanmış tarafı daha çok dikkatimi çekiyor.

 

Soluk’ta ihtiyaç duyduğun görüntüleri elde etmek için ne tür kamera ve ekipman kullandın? Biraz bu süreçten de bahsedebilir misin Yağmur? (Yağmur Kartal)

Kamera konusunda Sarı Yapım’ın desteği sayesinde şanslıydık diyebilirim. Maddi olarak öyle bir bütçemiz bulunmuyordu fakat Sarı Yapım’ın bize sunduğu ekipman desteği sayesinde filmi, Sony A7S2 gibi bir cihazla çekme şansı elde ettik.

Sarı Yapım’ın sahibi Talha bey ile filmin görüntü yönetmeni Fatih Yürür sayesinde tanışma ve ondan destek alma fırsatı bulduk. Bunun dışında ışıklandırma için küçük led ışıklardan yararlandık. Işık malzemelerimiz de yeterliydi. Zira ambiyansın karanlık olması gerekmekteydi ve kameranın ışık duyarlılığı da oldukça iyiydi. Görüntü yönetmenimiz ile ışıklara ufak renkli filtreler koyarak daha soğuk bir ambiyans yaratmaya çalıştık. Çekmek istediğim bazı uzun sekans planlar zamanımızı biraz almış olsa da, özellikle içeri giriş planı benim en çok hoşuma giden planlar arasında.

 

Filmin efektleriyle uğraşılırken konsepti nasıl oluşturuldu? (Yağmur Kartal)

Filmin çekim sürecinde konsepte uygun şekilde dekor, kostüm, makyaj çalışmaları yapılmış olsa da, filmi süsleyen son dokunuşlar her zaman masa başında yapılıyor. Filmin esas tonu, dış dünya ile olan bağı, içeriye sızan ışık huzmeleri, toz tanecikleri, cihazın üstüne yapılan gösterge ve birçok şeye filmin çekim sürecinden daha uzun süre emek verildi. Filmin dış konsepti, yani dış mekânda geçen kısmı greenbox perde ile çekildi. Ardından arka planda ne göreceğimizi tasarladık. Bu konuda fikirleriyle bana destek olan Onur Altunışık ve İlker Demirkan gibi iş arkadaşlarımın payını yadsıyamam. Gerçekten neyi nasıl yapmam gerektiği konusunda güzel fikirler verdiler. Filmin efektleri içime sinene kadar çalıştık. Bu konuda arkadaşım Mehmet Ali’nin de çalışırken desteğini aldım.

İç mekândaki pencere ise bizim ikinci zorluğumuzdu ama özellikle oradan dışarıyı göreceğimiz bir alan olsun istedim. Çünkü her film içinde geçtiği evren ile bence organik bir bağ kurmalı. Tek mekânda çekilen filmlerde bunun eksikliği filmin inandırıcılığını azaltıyor gibi geliyor bana. İzleyici dışarıda ne olduğunu ya da anlatılan öykünün nasıl bir evrende geçtiğini, karakterlerimizin yaşadığı evreni görmek istiyor.

 

Türkiye’de VFX ile bilimkurgu film yapmak konusunda çalışmalar sence nasıl ilerliyor? (Yağmur Kartal)

Türkiye’de VFX sektörü aslında giderek önemli bir yere sahip oluyor. Daha kaliteli işler çıkarmaya başlıyoruz. Aslında yurt dışı ile aynı programlara sahibiz, hatta aynı ekipmanlara sahip olma imkânımız da var. Fakat Türkiye’de masaüstü işler çok alelacele, yoğun ve düşük bütçelerle yapılıyor. İşin yeterli, vasıflı eleman yok kısmı ya da işte biz beceremiyoruz kısmı bu noktada pek inandırıcı değil. Evet, okullarımızda masaüstü işlerle ilgili teknik bilgi alma olanağı kısıtlı, bu alanda çalışan kişiler kendi merakları sonucu kendini bir yerlere getiriyor. Fakat bir de işin acele ve az bütçeli olma kısmı ya da yeterli ekipman -misal render cihazı gibi- eksiklikleri var.

Hollywood filmlerinde bu işlerin çok çok daha kaliteli ve hızlı halde olma sebebi ortada, orada insanlar bilimkurgu çekip hayallerindeki bir evreni yaratabiliyorlar. Çünkü render bilgisayarlarının olduğu kocaman bir alanları ve kullandıkları efektler için gerekirse kodlama yaparak programlara kısayolları atayabilen programcıları var. Hal böyleyken arada kocaman bir uçurum var ve tabii ki bu uçurum sinemamıza da yansıyor.

 

Peki Toronto Fantastik Film Festivaline kabul edilme süreci nasıl gelişti? (Yağmur Kartal)

Kısa film çekenler için son zamanlarda süper bir yenilik var. Filminizi ve tüm bilgileri uluslararası tüm festivallerin bağlı olduğu bir siteye yüklüyorsunuz ve başvurmak istediğiniz festivalleri seçerek ücretini ödüyorsunuz. Festival sonuçları yine site aracılığı ile size bildiriliyor. Eskiden çektiğimiz kısa filmlerle ilgili gerekli evrakları tek tek toparlar ve bunları dosyalayıp festivale kargolardık. Farklı beklentiye sahip her festival için ayrı ayrı dosya hazırlamak hem bir zaman kaybı hem de masraf oluyordu. Yurt dışı festivallerine katılmak ise çok daha zordu. Ülkemizdeki festivaller henüz bu pratik sisteme geçmemiş olsa da uluslararası birçok festivale bu yolla ulaşmak mümkün.

Toronto’daki festivale katılımım da bu şekilde gerçekleşti. Henüz ödüller belli olmasa da finale kaldığı ve gösterileceği haberi beni oldukça mutlu etti. Dünyanın başka bir köşesinde insanlar bizim hayal ettiğimiz, emek verdiğimiz bir eseri izliyor. Bence bu muhteşem.

 

Fotoğraf sanatıyla da yakından ilgilendiğini biliyorum. Çektiğin bir görüntünün elindeki hikayenin bir parçası olduğuna ve resmin o öyküye uyduğuna nasıl karar veriyorsun? (Yağmur Kartal)

Bir karede bir öykü parçası yaratmak, bir duygu yaratmak önemli. Sanırım bu uygunluk o duyguyla ilgili, yani ben o görüntüyü çekerken genelde; onun doğru olduğunu uygun olduğunu bana yansıttığı yansıtacağı duygudan hissediyorum. Ama bu his aslında çekim yaparken deneye yanıla neyin nasıl olacağını tahmin etmekten gelen bir his. Bu his bende her zaman oluşuyor mu ya da her zaman doğru mu hissediyorum; hayır. Aslında çok az deneyime sahibim. Ancak hedefim ileride, o geniş bakış açısıyla tüm filmi hayal etmek ve hissetmek.

 

Soluk’un çekimi bittiğinde tam istediğim gibi mi oldu dedin, yoksa şu da olsaydı fena olmazdı mı dedin? (Yağmur Kartal)

Yani çoğunlukla içime sinse de tabii ki eksik gördüğüm çok noktası var. Zaten tüm işlerde mutlaka birebir zihnimizdekini yakalamamız zor. Çıkan aksilikler, yetersiz imkanlar, gerginlikler bazen insana olduğu kadarı bu dedirtiyor. Fakat Soluk , genel anlamda, duygusunu iyi yansıtabildiğimize inandığım için beni oldukça mutlu eden bir film. Film bittiğinde eksik noktalarına rağmen ana hatlarıyla evet oldu ve ben anlatmak istediğim duyguyu, fikri yansıtabiliyorum diyebiliyorum. Bunu zaman zaman izleyenlerin gözlerinde gözlemliyorum ya da yaptıkları yorumlarla doğru bir çizgide gittiğimizden emin oluyorum. Bu tüm ekibin inancı ve isteğiyle ortaya çıkmış bir başarı. Kısa sürede çıkmış bir filmde olsa filme inandılar. Gerçek olması için emek verdiler. Ve filmin duygusu iyi yansıdığına göre demek ki herkes o duyguyu gönlünde doğru şekilde taşıyor ve yaşıyordu.

 

Kısa filmde iyi bir şey ortaya koymak için zamanı ekonomik kullanmak gerekiyor. Seni hangisi daha çok heyecanlandırıyor? İyi bir hikaye mi yoksa çok iyi bir atmosfer yaratmak mı? (Yağmur Kartal)

İyi bir hikâye kesinlikle mühim. Kötü bir senaryo filmin tüm atmosferine rağmen filmi kötü yapabilir. Fakat dürüst olmak gerekirse ben daha çok atmosferin içinde kaybolan biriyim. Konsept, o filmin geçtiği evren. Orası içinde kaybolabilir, yaşayabilir, gezinebilirim. O sebeple önceliğim beni büyüleyecek bir atmosferde olması. Sonra bu atmosfere bir öykü bulmak. Çünkü atmosfer kendi içinde bir öykü barındırıyor gibi geliyor. Bu her zaman doğru bir yaklaşım değil, çoğu zaman sekteye uğrayacak ve hatta boş bir öykü çıkaracak bir şeye de dönüşebilir. Ama atmosfer bana büyük bir haz veriyor. Ve ben o hissi alarak heyecana kapılıp harekete geçiyorum.

 

İşinle ilgili kimleri takip ediyorsun, nelerden daha çok besleniyorsun? (Yağmur Kartal)

Sinefil sayılmam ama sanırım farklı şeyleri deneyen filmleri seviyorum. Popüler sinema zihnimi dinlendirmek ve eğlenmek için hoşuma gitse de genelde eski filmleri ya da bağımsız sinemacıların çektiği filmleri izlemekten keyif alıyorum. Blade Runner, Dark City gibi efsane filmleri ve Hayao Miyazaki, Tim Burton gibi bilindik yönetmenleri, fantastik bir evren yaratmada ayrı bir köşeye koysam da Couleur de Peau: Miel, The Hundred-Year-Old Man, Hardcore Henry, Er Ist Wieder Da gibi değişik filmler de beni besliyor. Bunları yönetmen yönetmen ayırmasam da bazen çok değişik hoş filmlere rastlamak beni hazine bulmuş gibi mutlu ediyor. Absürt hikayeler, farklı anlatı biçimleri ve teknikleri sanırım izlemekten keyif aldığım şeyler… Bunu çekeceğim filmlerde de yansıtmak istiyorum. Fakat şu an için daha çok bunun temellerini atmaya çabalıyorum.

 

Son zamanlarda film izlerken ilgini çeken hangi detaylarla ilgili notlar aldın?

Atomic Blonde filmindeki o plan sekans aksiyonu izlediğimde sinema salonunda koltukta zor oturmuştum. Öyle keyifliydi ki. Kesinlikle öyle bir sahne çekmek isterim dedim. Sahne boyunca tek düşündüğüm o çekimlerde ve kurgu sürecinde olmak istediğimdi ve imrendim. Bunun dışında her ne kadar hikâye açısından patlak bir film olsa da Blade Runner 2049’daki ambiyans ve yaratılan evren kesinlikle takdire şayandı. Sanırım kusursuz arka planlar ve sonsuzluk hissini seviyorum ve umarım bir gün öyle sahnelerden birine imza atabilirim.

 

Önünde başka projeler var mı, katılmayı düşündüğün yeni festivaller?

Soluk’u gönderdiğim ve sonucunu beklediğim birkaç festival daha var. Umarım oralardan da böyle sevindirici haberler gelir. Bunun dışında şu an çalışmaları süren bir animasyon belgesel filmim var. “Oyuncakçı Saklı Yadigarlar” naif ve sevimli bir belgesel olacak. İlerleyen zamanlar için düşündüğüm kurmaca bir projem de var, henüz senaryo aşamasında. Umarım onları da kotarma ve paylaşma imkânı bulacağım.